Özgürlüğün Fotoğrafını Çekmeli

___________

___________

_______

___ ___ Ran

 

Bana göre yukarıdaki o düz çizgilerde dünyanın en iyi şiirlerinden birinin son dizeleri var. Şairin kim olduğunu az çok anlamış olduğunuzu düşünüyorum. Peki neden mi böyle bir başlangıç? Yarınlara hazırlık yapıyorum, geçirilen son RTÜK düzenlemesi ile oldukça sık karşılaşacağımız bir yeni düzlemeye geçişin hazırlığı. Bu arada olan olmuş, kendimi buna göre alıştırayım diye yapmıyorum. Bunu bir gazetecilik öğrencisi ve geleceğin gazeteci adayı olarak bütün bu olanlara karşı kendi fikrimi, görüşlerimi ve halka nasıl gerçekleri aktarırım onun yolunu bulmaya çalışıyorum. Oldu artık deyip sosyal medyadan 2 tweet atıp kanıtsamıyorum. Çözüm yolu arıyorum, sizce bulabilir miyim?

 

15 Temmuz darbe girişiminin ardından 2 yıl o hal ve KHK ile yönetilen ülkemizde birçok hak ihlali yaşadık; üniversitelerde cadı avlarcasına barış akademisyenleri başta olmak üzere tüm muhalif akademi kadrolarını meslekten men ederken, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının da anıları oldu. Özelde ise şirket kapatmalar yaşanırken bir şeyi arada çok güzel kaynattılar, yayın organları; birçok muhalif ve kapitalist sistem karşıtı yayın evleri, yayın kuruluşları, gazeteler, dergiler vb. irili ufaklı 100 üstünde yayın mecrası KHK ile kapatıldı.

 

Sonrasında ise medyanın tekelleştiğine kanıt olan büyük olay yaşandı; Doğan Grubu’na ait olan yayın organlarının Yıldırım Demirören’in yani Demirören’in holdingine “satılması” ile Türkiye’de yayın organlarının %88’e yakını artık tek elde toplanmıştı. İletişim bilimi derki; bir yerde yayın organlarında tekelleşme varsa orada basın özgür değildir. İşte tam da bu oldu, zaten bir havuz medyası ile mevcut hükümetin sözünün dışına çıkmayan ve 15-20 gazetenin hemen hemen aynı başlıkla çıktığı bir ortamda Türkiye’de halkın büyük çoğunluğunun izlediği ve haber aldığı birçok kanal da tek elde toplanmıştı. Yaysat kapatılırken artık gazeteler tek bir dağıtım şirketinin eline kalmıştı; Turkuaz dağıtım şirketi.

 

Bu gelişmelerin ardından KHK ve o hal sürecinde hak ihlalleri yüzünden gazete ve televizyonları ellerinden alınan insanlar sosyal medya üzerinden program yapmaya yönelmişlerdi. Belirli bir maliyeti olmayan ve teknik ekip ve malzemeleri ise çok maliyetli olmayan şeylerdi; bir telefon, kulaklık ve selfie çubuğu ile yayına hazırsınız. Bir powerbankimiz varsa uzun süre yayın için bir eksiğimiz yoktu. Cüneyt Özdemir, Ünsal Ünlü, bir dönem İrfan Değirmenci, birçok Youtube kanalı buralardan yayın yapmaya başlamıştı. Bu kanallardan birisi de Evrensel Web TV; gerçekten de yüzbinlerce lira harcanıp yapılan o havuz medyasının yayınlarına taş çıkarır nitelikte ve her geçen gün de gelişerek ilerlemeye devam ediyorken birden RTÜK ortaya çıktı ve ortalık toz duman oldu. Netflix elden gidiyor, ben para verip izlemek istiyorum, bir bu kalmış derken aslında yine arada bir şeyler kaynatmaya çalışıyorlar, basına yönelik hak ihlalini göstermek istemiyorlar.

 

Yasaya göre şöyle ya da böyle diyemiyorum çünkü o kadar esnek maddelerden oluşuyor ki nereye çekersen oraya gider ama kabaca düzenli ve periyodik bir şekilde yayın akışı olan tüm yayın organları sertifika almak zorunda, üstelik sertifika veren üst kurulda oy üstünlüğü        ne sahip iktidar blokunun bu konuya nasıl yaklaşacakları az çok belli, üstelik bu üyeler arasında internete ehliyet ile girilsin diyen bir üye bile vardı, gerisini siz kestirin.

 

Bunlar olmadan önce de Türkiye’de ne basın özgürdü ne de baskı görmüyor değildi. Fakat her geçen gün gelen saldırılar ile iktidar artık hiç ama hiç başka sesin çıkmasını istemiyor. Bir gazetecilik öğrencisi olarak fakülteye adım attığım ilk günden beri asla para kazanamayacaksınız, aç kalacaksınız, iş bulamayacaksınız, Silivri soğuktur gibi sözleri duymaktan kurtulmadık. Neden mi bu sözler hep karşımıza çıkıyor? Çünkü AKP hükümeti bu sektörü kendi himayesi altına alan bir konumda, en büyük ve geniş basın yayın şirketleri onun himayesi altında. Şimdi sıra ise halkın haber alma hakkını savunan gerçek gazeteciler ve gerçek gazeteci yetiştirmek isteyen kâr amacı gütmeyen basın yayın organlarında. Çünkü onlar dörde beş değil dört diyenler. Onlar AKP hükümetine çanak tutanlar değil, halka gerçekleri aktaran ve daima halkın yanında olanlar.

 

Uzun lafın kısası iktidar her fırsatta basına yönelik baskı ve şiddetini yineleyerek ve arttırarak devam ediyor. Biz geleceğin gazetecileri ve şimdinin gazetecileri, kalemlerini hiç olmadığı kadar sıkı sarılırken deklanşörlere hiç basmadığımız kadar iyi basmalıyız, mücadelemizi yazarken özgürlüğün fotoğrafını çekmeliyiz. Mücadele etmeliyiz, bu mücadeleyi amfilerimizde, kampüslerimizde, ofislerimizde, stüdyolarımızda yaymalı ve bir araya gelerek mücadelemizi büyütmeliyiz. Yeni bir baskı ve saldırıya izin vermemeliyiz.

 

Kalan son mevzilerimizi iyi korumalı ve ona sahip çıkmalıyız. Rüzgâra karşı duranlara destek olmalıyız.

 

 

 

 

 

 

*Nazım Hikmet Ran, DAVET şiiri